Ege ile Akdeniz’in Buluştuğu Noktada Bir Yarımada, Bir İnşaat ve Bir Haritacı

Otel inşaatlarında topoğraflık yapmış arkadaşlar bilirler; aynı anda bir çok imalatın yapılıyor olması, tempo, çeşitlilik ve karmaşa açısından diğer inşaat projelerine göre daha zorludur. Bunun yanında daha kısa bir sürede çok daha fazla tecrübeyi kariyerinize ekleme şansınız da oluşur, çünkü genellikle az zamanda büyük işler başarmak zorundasınızdır. Keyland oteli de tıpkı diğerleri gibi zorluydu. Haritacılık açısından bakıldığında inşaat kalemleri bir yana, onu diğer otel inşaatlarından ayıran bir fark vardı: Çevre koruma bölgesinde olması…

Ege ile Akdeniz’i birbirinden ayırdığı kabul edilen Datça-Bozburun yarımadasının pek fazla turistik tesisi barındırdığı söylenemez. 1990 yılında özel çevre koruma bölgesi ilan edildiğinden beri turizm yatırımcılarını pek güldürmemiş, doğal güzelliği ile insanları kendine hayran bırakmış, iki denizi buluşturmasının yanında mavi ile yeşilin flörtüne bonkörce izin veren bir yarımadadır burası…  Geçmişinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yaptığı gibi şimdilerde dünyanın en güzel gulet ve ahşap teknelerini yapan ustaları, dünyaca ünlü çam ve kekik balı, başka hiçbir yerde tadına varamayacağınız lezzetli yer fıstığı ve sadece bu coğrafyada yetişen sığla ağacı ile de ününe ün katmakta…

Keyland Oteli olarak bilinen ve uzun yıllar inşaat halinde bekledikten sonra bölgenin en güzel turistik tesislerinden biri haline gelen bu inşaatta haritacılık yapmış olmanın kendimi şanslı hissetmeme neden olduğunu söylemeliyim. Bir inşaat düşünün ki, doğa aşığı insanlarca finanse edilsin, yeşile gereken önem fazlasıyla verilsin, bu uğurda maliyetlerin yükselmiş olmasına aldırılmasın… Biraz hayal gibi görünse de Keyland Oteli bu şekilde inşa edildi.  Bu sayede 20 yıldır inşaat halinde beklemesinden dolayı çevreye verdiği zarar bertaraf edilerek doğaya ve ülke ekonomisine kazandırıldı. Bir yıldan fazla süren inşaat boyunca edindiğim tecrübeleri sayfalara sığdırmam biraz zor. Mesleğimizi doğrudan ilgilendiren başlıcalarını dilim döndüğünce siz okuyucularla paylaşmak istiyorum…

Proje genelinde imar uygulaması, halihazır harita, parsel aplikasyonları, memleket koordinat sistemine dayandırma işlemleri, kıyı kenar çizgisi işlemleri, zorunlu yol geçiş hakkı ve diğer tescilli harita işlemleri için bölgede faaliyet gösteren özel harita bürolarından destek aldık. Ayrıca lisanslı harita kadastro bürosu ve ilçe kadastro müdürlüğü ile sürekli koltuk temasında olduk. Bunun yanında imar planı işlemlerimizi il merkezinde bulunan bir şehir planlama ofisi kanalıyla yürüttük. 1 harita teknikeri, 1 topoğraf ve 2 şenörden oluşan ekibimizle, bünyemizde bulunan son teknoloji ürünü topoğrafik ölçme aletleri ve harita paket programlarını en etkin biçimde kullanarak aşağıda okuyacağınız iş kalemlerini büyük bir titizlikle gerçekleştirdik.

İnşaat Ölçmeleri

Uzun yıllar kaba inşaat olarak beklediğinden bahsettiğim otel bloğunda inşaat ölçmeleri hiç de kolay olmadı. Yaptığımız rölöve alımlarının bize söyledikleri pek hoş değildi. Bina, inşaatlarda topoğraf çalıştırılmadığı dönemlerde yapılmıştı, aks ve kot hataları mevcuttu. Mimari projeyi çizen/revize eden teknik insanlar bu hataları görmek istemiyor, düz ölçülerle çalışmaya alışık olduklarından aks kaçıklıklarını dikkate almıyorlardı. Bu da projenin yapıya uygulanmasında aksaklıklar meydana getiriyordu. Zaman zaman katlar arasında aksların tutmaması gibi sebeplerle tesisat şaftı, dış cephe simetrisi, asansör boşluğu gibi bütün yapıyı ilgilendiren detaylarda büyük sıkıntılar oluşuyordu. 20 yıl önce yapılmış betonarme ile mevcut revizyonların bir birini karşılamaması gibi sebeplerle taşıyıcı sisteme güçlendirmeler yapılmalıydı. Doğal olarak mevcut kolonların kalınlaşması aks sistemin kaymasına neden olacaktı. Üstelik bu aksamalara bir de betonarme imalatları yapan taşeron ekibin mühendislik kurallarına muhalefet etmesi, “usta mühendisten daha iyi bilir” anlayışının hakimiyeti gibi trajik iletişim problemleri eklenmişti. Akslarda yaşanan ölçü hataları kat yüksekliklerinde de mevcuttu. Toplamda 20-25 cm ’leri bulan farklar olduğu gibi katların içinde 10 cm ’leri bulan kot farklılıkları işin karmaşasını arttırmıştı. Özel kalıplara dökülmek suretiyle uzak diyarlarda imal edilen dış cephe kaplamalarının hata paylarının düşük olması ve standart yüksekliklerde olması sebebiyle katlar aynı yüksekliğe getirilmeliydi. Bu da bazı katlarda çok fazla düzeltme şapı kullanılmasını gerektirmişti. Doğal olarak bina statiğine yapacağı yüklenme hesaplanmalı, tüm proje analitik olarak gözden geçirilmeliydi. Bu sıkıntıların tamamı, işinin ehli mimar-mühendis-tekniker kadrosunun ekip ruhu, koordinasyon yeteneği ve sabrının bir ürünü olarak çözüme kavuşturuldu. Birlikte çalışılabilirlik açısından güzel bir örnek diye düşünüyorum.

Hisar

Yarımadanın uç noktasında, denizden 22 metre yükseklikte bir yapı düşünün… Form olarak yarımada topoğrafyasını izleyen, havuzunun yanında dikilip denize baktığınızda uçma hissini yakaladığınız zorlu bir yapı… Gerek kayaç yapısının sertliği, gerekse kot farkı, eğim ve ulaşım gibi topoğrafik zorluklardan dolayı bu yapıyı oraya inşa etmek önceleri hepimizi korkutmuştu. Onu tasarlayan mimarlar için “çılgın” diyenlerimiz bile oldu. Üstelik hiçbir ağaca zarar verilmemesi kararı, inşaatın zorluğunu da arttırmıştı. Harita ekibi olarak bütün ağaçların alımlarını yaptık. Mimarlar, binayı bu alımlara göre hassas bir şekilde tasarladılar. Uygulama aşamasına geçildiğinde mühendis arkadaşlarla birlikte bir senaryo geliştirdik: inşaatı merdiven basamakları şeklinde yapacaktık. Bu durumda inşaat, düşük kottan başlayarak yukarıya doğru devam edecek, süreci rahatlatacaktı. Hassas iş makineleri ile kayayı kırarken adeta heykeltıraş gibi çalışıldı. Kırılmış kaya parçalarından tek bir tanesi bile denize düşürülmeden dolgu isteyen bölümlere sevk edildi. Yapının hassas aplikasyon ve kotlama işlemleri için totalstation ile sürekli başında bekliyor, gereksiz iş yapılmasının önüne geçmeye çalışıyordum. Üstelik çok yoğun yağmur alan bir bölge olduğu için yağmurluk ve şemsiye desteği ile ölçmeleri gerçekleştirmek zorunda olmanın ne demek olduğunu bir düşünün… Temel kazım işleminden dört ay sonra, yapının teras bölümündeki çelik çatı ankraj uygulamalarının ardından Hisar’ın kaba inşaatı bitmişti. Deniz kenarına inip bu zorlu yapıyı izlemek ve ardından gururlanmak o kadar güzel ki… Bütün bu zorlukların ardından ortaya çıkan bu esere Hisar denmesinin haklı sebebini anlamışsınızdır.

Deniz Ölçmeleri

Yaz turizmi diyorsak vazgeçemeyeceğimiz ilk değişken denizdir. Akdeniz’e 1500 metre kıyısı olan bir araziye otel yapıyorsanız denizden maksimum faydayı elde etmek istersiniz. Plajlar, özel güneşlenme locaları, yat yanaşma iskeleleri, su sporları tesisleri… Bunun yanında kıyı güvenliği ve tehlikeli deniz noktalarının tespiti… Bütün bunları oluşturabilmek için denizle ilgili parametrelere, verilere ve analizlere ihtiyaç duyarsınız. Öncelikle yat limanı ve deniz yapılarında çok fazla örneği barındıran Göcek beldesindeki uzman bir harita ekibinden destek aldık. Batimetrik yöntemlerle deniz dibi topoğrafik haritasını oluşturduk. Deniz yapılarında tecrübeli bir danışman firmanın kontrolünde, periyodik olarak yaptığımız deniz yüksekliği, dalga ve rüzgar ölçmelerini kullanarak dalga modelleri çıkartıldı. Bütün bu bilimsel veriler analiz edilerek söz konusu deniz yapılarının tasarımı ve uygulaması yapıldı. Ayrıca otelin klima ve soğutma ünitelerinin ihtiyaç duyduğu deniz suyunun temin edileceği derinlik ve lokasyon bu veriler sayesinde tespit edildi.

Kıyı Kenar Çizgisi

Hisarönü körfezinde bir yarımada ve bir projeden bahsettiğinizde, araziyi çevreleyen denizin kıyı şeridini düşünmeniz gerekir. Üstelik yarımadanın genişliği seksen metre olunca kıyı kanununun size direttiği ilk ve ikinci 50 metre kurallarını uygulama şansınız kalmaz. Bilindiği gibi kıyı kanununa göre kıyı çizgisinden sonraki ilk 50 metrelik alana yapı yapılamayacağı gibi ikinci 50 metrelik alana da yataklı tesis yapılamaz… Ancak tesisinizi kapsayan yarımadadaki mevzi imar planının onayı ve yapıların su basman vizeleri bu kanunun onaylanmasından önce alınmış ve inşaatları yapılmış ise kazanılmış hak devam eder. Dolayısıyla otel bloğu ve 20 adet villayı kapsayan yarımadadaki kıyı kenar çizgisi sadece 10 metre çekme mesafesinden ibaretti. Tesis arazisinin girişini kapsayan ve geçmişte imar planı yapılmamış, kıyı çizgisi belirlenmemiş 40 dönümlük arazide ise sıfırdan kıyı kenar çizgisi oluşturulmasını talep ettik. Kıyı kenar komisyonunun belirlediği çizginin mevcut deniz çizgisinden çok içeride olması projeyi sıkıntıya soksa da, her şeyin yasa ve yönetmeliklere uygun olması açısından proje revize edildi. Bu alana, bölgenin flora-fauna ve ekolojik yapısına uygun bitki örtüsü ve peyzaj dokusu uygulandı. Beton kullanılmadan ahşap mimari ile günübirlik tesisler yapıldı. Tesis içi yollar doğal kesme taşlar ile kaplandı. Bu sayede tesis, müşterilerini doğa ve kanun dostu bir çehre ile karşılayabilecek hale geldi.

Saklı Deniz

Günü birlik tesisleri kapsayan giriş bölümünde, denizin hemen kenarında bulunan 6 dönümlük kara parçasına, tamamen mülkiyet içinde bulunmasına karşın, yumuşak zemin yapısı ve bataklığı andıran topoğrafyasından dolayı hiçbir yapının yapılamayacağı anlaşılmıştı. Üstelik geçmişte su birikintilerine zemin hazırlayarak sivrisinek ve diğer zararlı hastalıklara karşı davetkar bir alan olması da son derece düşündürücüydü. Azmak diye ifade ettiğimiz, eski bir su kaynağının denizle buluştuğu, ama artık kuruduğu için şekilsiz bir girintiden öteye gitmeyen bir bölümü de kapsıyor olması, bu noktaya doğal malzemelerden yapılmış bir gölet, bir yüzme havuzu yapılabileceği fikrini gündeme getirdi. Deniz yapılarında uzman bir ekip tarafından önce bölgenin analizi ve modellemesi yapıldı. Tamamen doğa dostu izolasyon malzemeleri kullanılarak yer altı sularından izole edilen bir gölet üzerine çalışıldı. İzolasyon katmanının üstüne doğal eğimli bir plaj yapısı ile birlikte deniz kumundan özel bir topoğrafya oluşturuldu. Denizden doğal yollarla su alma yapısına dolan suyun, motopomplar marifetiyle göletin içine aktarılıp, yine doğal bir savak yapısı ile denize geri verilmesi sağlandı. Bütün bu işlemlerin sonunda, ortaya 4 bin metrekare yüzme alanına sahip doğal görünümlü bir gölet çıktı. Tamamen kadınlara ayrılan ve diğer mekanlardan izole edilmiş bir alanda olduğu için adına Saklı Deniz denildi. Bu yapının oluşturulmasında biz harita ekibine çok iş düşmüştü. Topoğrafyasının oluşturulmasından tutun da, hangi seviyede suyun hacminin ne olacağı gibi özel bilgileri biz derledik. Motopompların suyu hangi süreçte hangi seviyelere kadar doldurulabileceği, boşaltma yapılacağı zaman ihtiyaç duyulacak altyapı sisteminin projesi, eğimleri ve uygulaması gibi konularda harita ekibi olarak biz yer aldık.

Ulaşım Yolu ve Zorunlu Geçiş Hakkı

Otel arazisinin yaklaşık altı yüz metre yakınından geçen asfalt yola bağlantı kurularak bir ulaşım güzergahı oluşturmak istediğimizde karşımıza çıkan süreç mesleki açıdan kayda değer işleyişler ortaya çıkardı. Önce, yaklaşık yirmi yıldır inşaata hizmet eden fiili yolu kullanarak bir güzergah tasarlamak istedik. Yolun ölçümlerini yapıp kadastro paftasına işlediğimizde bu yolun büyük oranda dere arazisinden geçtiğini görmemiz, zorunlu geçiş hakkı planlarımızı tamamen değiştirdi. Dere olarak görünen bu alanın yol olarak kullanılması ilginçti. Köy muhtarlığından, bu derenin artık vasfını yitirdiği, dolayısıyla “Kuru Dere” olarak DSİ bölge müdürlüğünce verilmiş raporla sabit bir bilginin varlığını öğrendik. Üstelik geçmiş yıllarda bazı parsel sahiplerinin bu rapora istinaden derenin kendi parsellerine denk gelen kısmını satın almak için ilçe milli emlak müdürlüğüne başvurması, dere arazilerinin vatandaşa satışı mümkün olmasa da söz konusu arazi parçasının talebe istinaden işlem görerek hazine adına tescil edilmiş olması işimizi kolaylaştırmıştı. Kuru dere arazileri özel mülkiyete konu edilemezdi, ama yol gibi kamuya hizmet edecek bir amaç için kullanılabilirdi. Özel Çevre Koruma Kurumu ve Devlet Su işlerinden aldığımız onayların akabinde kadastrodan zorunlu geçiş hakkı talebinde bulunduk. Karayolları bilirkişisinden istediğimiz teknik görüş, tesis kapasitesi gibi değişkenlerden dolayı turizm bilirkişisinden istediğimiz yeterlilik raporu ve zorunlu geçiş hakkı davasının kriterlerinde belirlenmiş ziraat, jeoloji ve harita bilirkişileri ile birlikte 6 metre genişlik ve 600 metre uzunlukta belirlediğimiz otel ulaşım yolu, yer yer kuru dereden, yer yer özel mülkiyetten geçerek belirlendi. Zorunlu geçiş hakkının amacı önemsenmeksizin bütün parsel sahiplerinin bu yolu kullanabilmesi sağlandı. Böylelikle vatandaşların arazilerinin değerlenmesinin yanında apart, restoran, pansiyon gibi küçük işletmelerin de faydalanabileceği bir yol bölge ekonomisine kazandırılmış oldu.

Haritacılık hata mesleğidir. Elbette bu inşaatı yaparken basit ama pahalı hatalarımız da oldu. Ancak her hata,  gelecekteki projelere tecrübe olarak olumlu yansıdı. Her şey bir yana, bu inşaat bize meslek içi dayanışma, birlikte çalışılabilirlik, süreç yönetimi, analitik düşünme, çözüm odaklı çalışma, koordinasyon gibi olmazsa olmaz değerleri bir kez daha öğretti. Bunun yanında iç içe geçmiş mevzuat ve prosedürlere aşinalık, sit alanı ve çevre koruma bölgesi gibi tampon bölgelerde karşımıza çıkabilecek engeller açısından benzersiz bir örnek… Çevreye duyarlı projeler geliştirme adına da eşsiz bir temsil diye düşünüyorum.

Keyland oteli yaşayan bir enkazdı. 2009 yılının sonunda iyi niyetli insanlar ve işinin ehli bir kadronun sihirli dokunuşları sayesinde bugün çevreye ve ülke ekonomisine katkı sağlayan güzide bir turistik tesis haline geldi. Umarım bu projeden elde ettiğim tecrübelerim sizlere de birer ışık olur.

Sürç-i lisan ettiysem affola…

 

 

 

 

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.