Domaniç’in çılgın projelere değil, sağduyulu Fidan’lara ihtiyacı var !!!

Değerli Domaniç’liler ! Belirli zamanlarda gazetenin bu köşesinde fikirlerimi paylaşmama olanak sağladığı için öncelikle Sayın Mustafa Yiğit’e ve fikirlerimi okuma lütfuna mazhar olduğunuz için siz Domaniç halkına teşekkür etmeliyim…

Geçtiğimiz hafta gazetedeki köşesinde “Kocadağ Tüneli” fikrini çılgınca işlemişti sayın Abdullah Fidan… Okurken heyecan duymadığımı söyleyemem, zira güzel bir kurguydu…  Ancak eleştirmeden edemedim, yerimde duramadım, bu yazıyı yazma gereği duydum… Sayın Fidan o kadar coşkulu bir Domaniç’li ki, bazen coşkunun dozajı artıyor olsa gerek, hayal dünyasına doğru kayıveriyor yazıları… Eminim ki kendisini destekleyenler bana kızacak, Domaniç için yapılmak istenenlere engel olduğumu düşünecekler…

Sayın Abdullah Fidan’nın güzel niyetlerini çok iyi anlıyorum. Amatör ruhumuzla memlekete güzel fikirler sunmanın değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Bu anlamda sayın Fidan’ı bu memlekete sunduğu tarifsiz coşkusu ve heyecanından dolayı tebrik etmezsem, ayıp etmiş sayarım kendimi…

Tüneller… Dağları delmek suretiyle ulaşımı kolaylaştıran sanat yapıları… Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de mühendislik sektörü, sayın Fidan’ın da bahsettiği üzere önemli gelişmeler kat etti. Ülkemizde tünel yapılarına en iyi iki örnek, Bolu ve Selatin tünelleridir. Bolu tüneli 2.8 km uzunlukta, yapımı 14 yıl süren,  ülkenin kalbi İstanbul’u başkente bağlamak amacıyla yapılmış gerçek bir çılgın projedir. Selatin tüneli ise, Cumhuriyetimizin 75. Yılında açılışı yapılmış, 3.1 km uzunlukta, yapımı 10 yıl süren başka bir çılgın projedir. Amacında İzmir’i, yaz turizminin markası Antalya ve Muğla sahillerine bağlama ve Denizli ilinin sanayisini güçlendirme fikirleri yatar. Yani büyük maliyetlere, enerji ve zaman kaybına önemli amaçlar için katlanıldığı aşikardır. Domaniç için bahsi geçen Kocadağ Tüneli fikrinin ütopik olmasının sebebi de budur:  Devlet, sadece “Domaniç’liler İnegöl ‘e daha kolay ulaşacaklar” diye böyle bir yatırıma girmez, girmemelidir… Sayın Fidan söz konusu topoğrafyayı incelemeden bu fikri ortaya atmış. Google Earth üzerinden yaklaşık olarak incelediğimde, en iyi ihtimalle 13 kilometrelik bir güzergah karşıma çıktı. Ayrıca her durumda “Kocayayla Geçidi” dediğimiz bölgenin yakınlarına kadar tırmanmak zorundasınız bu ihtimale göre. Heyelanlı bölgeyi tırmanma ihtimalinin olmadığı bir alternatif düşünüldüğünde, istenilen tünelin 20 kilometreyi bulması mümkün… Dolayısıyla bu tünel rasyonel bir fikir olmadığı gibi, ortaya atılan amaç da güdük kalıyor…

Geçtiğimiz Mayıs ayında yine bu köşede “Nerelisin?” adında bir yazımı paylaşmıştım. O günkü gündemi, yani Bursa’ya bağlanma fikrini işlemiştim. Daha çok, edilgen bir toplum haline geldiğimiz, üretmekten ziyade tüketmeye alıştığımız, vermekten ziyade almak/istemek/beklemek eylemleri ile yaşadığımıza dair özeleştiriler yapmıştım. Akabinde de, gelişmiş memleketlerden fayda beklemek yerine öz kaynaklarımıza, değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini, kaymakamımız sayın Mehmet Boztepe’nin memlekete can katmaya çalıştığını, ona destek çıkmamız gerektiğini vurgulamıştım.

Domaniç’in tarihi var, kültürü var, doğası var. Kıymetli ağaçları var, geleceği yansıtan Fidan’ları var… Hayal ürünü projelerle altı oyularak tünel yapılmak istenen o dağ, dünyanın ender coğrafyalarından bir tanesi… Yabancılar hasbelkader bu güzergahı kullandıklarında hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Ekolojik özelliklerine baktığınızda canlı çeşitliliği yönünden başka bir örneği olmayan bu coğrafyayı ilçe ekonomisine ve değer zincirine katmak fikrini güçlendirmek varken, sadece “İnegöl’e daha kolay ulaşalım” diye bu değerin altını oymak neden bu kadar cazip geliyor bizlere? Kocayayla’dan geçerken etrafımıza baktığımızda odun yada kereste görmekten vazgeçip, bütün dünyanın “organik bir yaşam” arzuladığı gibi, oradaki yeşil dünyanın farkına varmak değil midir Domaniç için bir şeyler yapmak?

Sanayisi olan memleketlere daha kolay ulaşmak elbette cazip bir konu… Ama bence yapılması imkansız olan bir tünel üzerinden hayal kuracağımıza, o tünelin yapılmak istendiği Domaniç dağlarındaki potansiyelin farkına varsak çok daha büyük kazanımları elde etmiş oluruz. Hayat fabrikalardan ibaret değil… Dünya, ekolojik ve doğal yaşamda ısrar ederken, bunun yansımaları müthiş getiriler sağlıyor. Domaniç’i bir kültür abidesi olarak sunamayacaksak sanayiye daha kolay ulaşmanın gelecekte hiçbir yansıması da olmayacak !

Bütün bu değerleri yansıtabilmek için bizler DOTAG gibi öncü sivil toplum örgütlerimizden, tünel inşaatlarının kazanımlarıyla değil, Domaniç Beli’nin* güzellikleriyle ilgilenmelerini bekliyoruz. İstiyoruz ki, bu anlamda bu coğrafyanın tarihi dokusunu vurgulasınlar, halk olarak bizleri aydınlatsınlar. Bu bölgeyle ilgili algılarımızın olumlu şekillenmesini sağlasınlar…

Domaniç-Tunçbilek yolunun, 1995 yılında yayınlanmış bir yazının etkisiyle iyileştirildiği fikrini tartışmak bana düşmez.  Ancak eğer algı bu yönde ise, bu algıyı dağlarımız için doğru yönetip, benzer bir etkiyi yaratmasını beklemek de hayalcilik olmasa gerek… Bu durumda yıllardır Domaniç Dağları’nı işleyen, bu coğrafyaya verilmesi gereken önemden bahseden bazı ulusal düzeyde yayınlanmış yazıların ve kitapların hatırlattıkları, hatta belki de şuan okuduğunuz bu yazının anımsattıklarıyla birlikte, bu dağlara sahip çıkmamız gerektiği fikrini güçlendirmek gerekiyor.

Bölgeye yapılması öngörülen sanayi yatırımları ve istihdam fikrinin önceliği bir yana, Domaniç için bir şeyler yapmak, Domaniç değerlerini, kültürünü, tarihini ön plana çıkarmakla daha anlamlı olacaktır.

M.Tahir TURAN

 

*Tarihi ve coğrafi kaynaklarda Domaniç Beli, İnegöl’ün Mizal (Gündüzlü) köyü ile Domaniç’in Çukurca köyü arasında kalan geçittir. Coğrafyada “bel” kelimesi, yüksek tepenin aşılması, geçit veya boyun ifadeleriyle tanımlanır.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.